nazlitoac.blogspot.com

15 Mayıs 2024 Çarşamba

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer-İstanbul

 Kısırkaya Köyü ve Göller Bölgesi-Trekking 

Efendim; 12 Mayıs pazar günü Nature Trek Doğa Sporları grubumuzla gittiğim gezimi, doğanın tüm ihtişamını barındıran bölgede çektiğim fotoğraflara eklediğim kısa notlar eşliğinde paylaşmak istiyorum. 

Olur da gelmeyi düşünürseniz, köye ve sahiline nasıl gelinir, kısaca anlatayım. Ya Sarıyer'den minibüsle ve Hacıosman Metro'dan kalkan 152 no'lu otobüsle ya da özel aracınızla gelebilirsiniz. Biz otobüsü kullanarak Hacıosman'dan yaklaşık 45 dakikada geldik ekibimizle buluşacağımız köydeki son durağa. Hafta içi ve hafta sonu otobüs saatleri değişebiliyor. Buna dikkat etmekte fayda var. 

Otobüs son durakta indiğinizde karşınıza muhtarlık binası çıkacaktır. Hemen yanında bir kafe var. Kafede çay-kahve içebilir, karşısında ve alt sokağa girişteki ufak marketlerden alışveriş yapabilirsiniz. Sonrası mı... Alt sokağı takip ettiğinizde Karadeniz'in hırçın dalgaları size merhaba diyecektir. 😊

Kısırkaya Köyü-Sarıyer 

Ekibimizle buluşacağımız saatten çok erken gelince eşim ve ben ikinci kahvaltıyı eder etmez köyde kısa bir gezintiye çıktım. İşte, budur ilk göreceğiniz manzara. Vayy vay dedirtiyor değil mi, köyün kurulduğu yer muazzam. Önünde de upuzun kumsalı var. Öyle de sessiz, sakin köy ki, insanın ömrüne ömür katar burası.

İstanbul iline bağlı Sarıyer ilçesinin kuzeyinde, Karadeniz'in kıyısında yer alan köy hakkında doğru düzgün net bir bilgiye ulaşamadım. Her soruya cevabı olan Google efendide de yoktu maalesef. Kimler tarafından ne zaman kurulmuş bilgi yok ama köyün tek ufak ve şirin, kumsala yakın konumlanmış camisinin yapım tarihi 1874 yılını gösterdiğine göre belki bize biraz ışık olabilir sanırım. Önceleri kırsal bir görünüme sahipken 1954 yılında bölgede kömür ve kil madenciliği faaliyete geçince köyün nüfusu artmaya başlamış. 

Kısırkaya Köyü-Sarıyer 

Köyden sahile doğru indiğinizde tekneler karşılar sizi. Köyde hayvancılık, bahçecilik, mandıracılık, olta ve ağ balıkçılığı yapılıyormuş. Yalnız tekneler için ne bir liman ne de barınak, bulunmuyormuş. Kendi imkanlarıyla sahile çekip tamiratlarını yapıyorlarmış.

Fotoğraf, beyefendinin izniyle çekilip paylaşılmıştır. Teşekkür ediyorum kendilerine.

Kısırkaya Köyü-Sarıyer 

Hani yerleşim yerlerinin isimlerini merak ederiz ya, beni de bir merak sardı, Kısırkaya ismini nasıl almış diye. Küçük bir köy olduğundan nasıl olsa gelişmez, kısır kalır demişler. E bir de kısmen kayaların üzerinde de konumlanmış, ismi olmuş Kısırkaya. İleriki yıllarda büyüse de ismi değişmemiş. 

Köyü ardımızda bıraktık, göller bölgesine doğru başladık yürümeye. 

Kısırkaya Plajı-Sarıyer

Ben böyle bakir kalmış kumsal ilk kez görüyorum. Ne bir tesis, ne bir duş-tuvalet, lavabo, büfe...Hiçbir şey yok. Taa karşıdaki burna doğru uzanan yapılar, belediyenin sahipsiz hayvan barınağıymış. Ondan başka da yapı yok. Yaz mevsiminde çadırını şemsiyesini, çoluğunu çocuğunu kapan gelirmiş kumsala. O zaman da cankurtaran olurmuş. Üstelik plaja giriş de ücretsizmiş. Öğle üzeri fotoğrafı çektiğimde tek tük birilerinin dışında kimse yoktu fakat dönüşümüzde lüks araçlarıyla gelenlerle kumsal epey kalabalıklaşmıştı. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Kumsaldan ayrıldık, yemyeşil çayırdan çam ağaçlıklı ormana geçiş yaptık. Geçiş de ne geçiş ama, mayın tarlası gibiydi. Yarı kurumuş ve taze mayıslara basmamak için resmen sek sek yaparak yürüdük. İyidir, iyidir, mayıs varsa, manda-inek var demektir. ☺️

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer

Yeşilin ve mavinin gücü adınaa...Doğanın en en mükemmel renkleri bana göre...İnanın, fotoğraflarıma bir şey yapmıyorum. Telefonum ne çekmişse, odur. 😊

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Göllerden ikincisi...İlk göle, dik ve çetrefilli, geçit vermez olduğundan uğrayamadık. Sadece sık dokulu ağaçların arasından azıcık ucundan gördük, o kadar. Neyse, ikinci göl telafi etmiş oldu. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Bir gölden diğer göle geçişlerimizde çam ağaçlarının nefis kokuları eşlik etti bize.

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Gölleri saymayı bıraktım artık. Çıkış, iniş, göl...Sonra yine çıkış, iniş, göl...😊

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Göller içinde en büyüğü, bu göl...Suyu pırıl-pırıl, berrak, balık dolu...Haritada saydım, küçüklü-büyüklü 20 göl bulunuyor bölgede. Bazı göllerin farklı renkli oluşu, yeraltı kaynaklı kükürt nedeniyle meydana gelmesindenmiş.

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Bir önceki fotoğrafta yer alan göle gelirseniz sırtınızı döndüğünüzde manzaranız Karadeniz olacaktır. Hem efil efil esen rüzgârı da var. Bence kamp severler için bulunmaz cennetten bir köşe...

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

En büyük göl dediğim burada öğle yemeği molası verdik. Uzun mola olunca düşüncelere dalmamak işten bile değil. Şu manzara bana Plitvice Gölleri'ni hatırlattı. Elin gölleri varsa, bizim de var. Şelaleler olmayaversin. Haa oradaki göller doğal oluşumdan meydana gelmiş. Kısırkaya Gölleri'nin bazısı doğal, bazısı da açılan kömür madenleri yüzünden oluşmuş. Olsun, varsın, neticeye bakmak lazım. Tabii Hırvatlar'ın katı kuralları gibi, biz de göllerimizi ve çevresini korumak adına o kuralları uygularsak ülkemizin büyük değerlerinden biri olacağı kanaatindeyim.

Fotoğrafı paylaşmama izin veren grubumuzun sevgili gençlerine çok teşekkür ediyorum. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Plitvice Gölleri demişken aklımdan şöyle bir düşünce de geçmişti. Orada her gölün ayrı ismi vardı. Pekii bizim Kısırkaya Gölleri'nin her birine niye isim koymamışlar ki...Mesela; Mavigöl, Yeşilgöl, Durugöl, Berrakgöl, Pırılgöl diye uzayıp giderdi. Olmaz mı, ne güzel olurdu hem de. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Göllere gelmeye karar verirseniz, tavsiyem yanınıza bol su almanızdır. Kaynak su yok, tesis, tuvalet zaten yok. Telefonlar çekiyor, hatta internette işliyor. Bazı göllere araçla ulaşım neredeyse imkansız. Bazılarına ise engebeli oluşundan dolayı ancak arazi aracınızla ulaşabilirsiniz. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Davarla karşılaşmak sürpriz oldu. Bildiğim kadarıyla yakınlarda sanayi bulunmuyor. Sütleri nasıl da lezzetlidir...Sesleri çıkaydı bari, o da yok. Kuşların şakıyışının dışında bölgeye tam bir sessizlik hakimdi. ☺️

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Bu gölde kısa bir mola verdik. Grubumuzdan kimi arkadaşlarımız kendilerini çimenlerden ve gölden ayırmak istemedi. Çok haklılar bence. E şehrin gürültüsü, kirliliği burada yok ki, doğanın ihtişamı zaten başlı başına büyülü. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Bazı göller arası geçişlerinde yoğun hissedilen yabani andız otu ve narpuz otunun ( yabani nane ) kokusu öyle yayılmıştı ki etrafa, en pahalı parfümleri kıskandıracak kadar güzeldi.

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Birkaç gölde balık tutanlarla da karşılaştık. En çok sazan balığı varmış. Büyük balık görmedim ama kıyılara yakın sularda minik balık kaynıyordu. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Katırtırnağı...Tee yıllar yıllar önce Sarıyer ilçesinin ilk adı, Simas'mış. Bir rivayete göre bölgeye gelen Mısırlı zenginler altınla harcama yaptıkları için zamanla Simas yerine " Sarı lira yer " denmeye başlanmış. Sonra lirayı atıp Sarıyer olmuş. Diğer rivayete göre ise ilçenin kuzeybatısındaki sırtlarında kil ve altın madeni nedeniyle toprağın sarı renkte oluşundan dolayı Sarıyar denmiş. Ve benim de şahit olduğum, bölgede yoğun katırtırnağı bitkisinin sarı rengi de ilçeye adını vermiş olduğu rivayetler arasında...Göller bölgesine gelirseniz bu bitkiyle bolca karşılaşırsınız. 

Kısırkaya Göller Bölgesi-Sarıyer 

Şu akıllı telefonlar iyi ki var diyorum. Çektiğim fotoğrafların konumlarını gösteriyor, ben de nerelerden geçmişim, iyice öğreniyorum. Tabii konumundan başka tarafa zıplayanlar olmayaydı fena olmazdı hani. En altta gördüğünüz büyük gölde çok çekim yaptım, yukarı fırlamış kareler. Neyse, hiç yoktan iyidir. 😊

Kısırkaya Göller Bölgesi Rotası

Küçük çıkış-inişlerle zorluk derecesi kolay-orta olan bu parkuru, molalarla birlikte 5 saatte ve yaklaşık 13 km. yürüyerek, başladığımız köye dönerek tamamladık.

 Fotoğrafçılar için görsel şölenin en şahane pozlarını yakalayabileceği göller bölgesi, hem kamp hem de gezi severlere şiddetle tavsiye olunur. Sarıyer'e 17 km., İstanbul'a 60 km. mesafede ulaşımı kolay oluşu da cabası tabii. 😊

Gayet uyumlu 17 kişilik elit grubumuza ve rehberimiz Sinan Bey'e sonsuz teşekkür ediyorum. 

( Rota bilgisi içeren fotoğraf, Sinan beyin izniyle paylaşılmıştır. Teşekkürler...)


21 Mart 2024 Perşembe

Göktürk-Pirinççi Köyü Doğa Yürüyüşü

 Fatih Ormanı Trekking-İstanbul 

Efendim; İstanbul'da Avrupa Yakası'nın kuzeyinde yer alan, kente nefes veren, adını Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed'ten alan, aynı zamanda sevgililerin uğrak yeri olduğundan bir diğer adı da Sevgililer Ormanı olan Fatih Ormanı'nda 10 Mart 2024 pazar günü NatureTrek Doğa Sporları grubumuzla yürüdüğümüz doğa gezimizi kısaca anlatmaya çalışacağım. 

Bu parkurda; kızdım, öfkelendim, üzüldüm, memnun kaldım, sevdim, güzeli-çirkini gördüm. Anlayacağınız parkur boyunca karmakarışık duyguları yaşadım. Nedenini, okuyunca ve fotoğrafları görünce anlayacağınızdan eminim. 

Göktürk-Pirinççi Köyü Doğa Yürüyüşü 

Mecidiyeköy'den kalkan 48 no'lu İETT otobüsü ile yaklaşık 45 dakikalık yolculuğun sonunda Göktürk Köprübaşı Mahallesi son durakta buluştuğumuz ekibimizle kısa bir hazırlığın ardından başladık yürüyüşümüze. Hafta içi yağan yağmurun çamurlaştırdığı toprak, daha parkur başında bizi nelerin bekleyeceğini haber veriyor gibiydi. 😊

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı

Bazen tek sıra halinde yürüdüğümüz anlardan biri...Karın bu kış pek yağmadığını düşünürsek, en sevdiğim görüntülerden biridir bu çamur ve su birikintisi. Olsun, olsun, berekettir. 

Eyüpsultan ilçesinin Pirinççi Köyü'nden tee Arnavutköy ilçesinin İstiklal Köyü'ne kadar yaklaşık 112 hektarlık alana yayılmış yoğun bitki dokusuna sahip ormanda en çok meşe, gürgen, karaçam, Anadolu kestanesi, dişbudak, ağaç sarmaşığı bulunuyor. Ayrıca yaban domuzu, çakal, sincap, köstebek gibi memeli hayvanların yanı sıra ağaçkakan ve saksağan gibi kuşlara da ev sahipliği yapıyor. 

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan

Uzun zaman sağlık sorunları nedeniyle bir ay öncesine kadar doğaya çıkamadım. İşte, bu bir ay içinde ikinci yürüyüşüm. Buraya geldiğimizde ne dedim içimden, paylaşayım sizinle. " Tanrım, sana geliyorum, bu nasıl güzellik yaa, miss gibi hafiften amber kokusu da geliyor, oyy ciğerlerim bayram etti. " 😊

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan

Sevincim kursağımda kaldı. Toprak yolun sağı-solu çöp doluydu. Bu nasıl aymazlık, bu nasıl çirkinlik...Hayvan yapmaz bunu yahu. Yedin, içtin, götür çöpünü. Getirirken iyiydi, götürürken mi zoruna gidiyor haa...Heyy, doğa düşmanı, sana diyorum, umarım çöpünde debelenir durursun. Bir gram oksijene muhtaç kalasın!

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Şimdii bu ne böyle diyeceksiniz. Görünce şok oldum. Taş ocağı maden sahasıymış. İstanbul'un ciğerlerine olacak iş mi bu...Güzelim ormanın ortasını oymuşlar da oymuşlar. Görmesek haberimiz olmayacak. Rehberimiz Sinan beyin dediğine göre parkurun buradan devam etmesi gerekiyormuş. Aşağısı uçurum, mecburen geri döndük. 

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Çuha Çiçeği...Doğa, uyanmış. Çağırdı, biz de gittik. Sağ olsun, misafirlerini çok iyi ağırladı. " Bak, görsel şölen de sunuyorum. Kıymetimi bilin haa! " dedi. ☺️

Kırda, bayırda bolca yetişen çuha çiçeğinin yaklaşık 500'e yakın türü bulunuyormuş. Anavatanı Çin olan çiçeğin yörelere göre değişik isimleri varmış. Onbiray çiçeği, tutya çiçeği, ayıkulağı ve felçotu olarak da biliniyormuş. 

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Öksürük Otu...Bir diğer adı da farfara...Eskiden insanlar öksürüğü geçiriyor diye kullandıkları için bitkiye öksürük otu demişler. Yapraklarının benzemesinden dolayı da at ayağı, tay ayağı, eşek ayağı, boğa ayağı isimlerini kullanmışlar.
 Bal arılarının ve bazı kelebek türlerinin besin kaynağı olan sarı çiçek, bir mevsim boyunca sap üzerinde kaldıktan sonra yapraklar açmaya başlayınca kururmuş. Ne mutlu bize ki kurumadan görmüş olduk. :)


Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Adı orman ama orman yok ki, hani nerede, gören var mı...Bu da başka maden sahası...Yine şok, şok tabii...Tee karşıdaki yer de traşlanmış. Etrafındaki bitkilerden anlaşılıyor, ortası boş. Demek ki orası da oyulacak. Aklımda delice sorular dönüp duruyor da cevabını bulamıyorum. 

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Bu da başka maden sahası, ettiii üç...Parkura devam edeceğiz, yok, olmuyor. Yine geri döndük tabii. 

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Doğa yürüyüşlerinde duvara toslayınca  önde olanlar, geriye dönüşlerde en arkaya kalır. Ahaa o anlardan biri...En arkada kaldım. :)

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Bu kapıdan girmiştik. Kapı dediğime bakmayın, kayaların yanından geçmiştik. Maden sahalarıyla karşılaşacağımızı sanmıyorduk tabii. Gerisin geri aynı yerden çıktık. Benim dikkatimi çekense madenleri işleten şirket ismi niye yok. Yanlışım varsa düzeltin lütfen, tabelası olmalıydı, değil mi?

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Ağaç-Duvar Sarmaşığı ( Hedera Helix-Antik Yunanca'da helix, sarmal anlamındadır. ) ...
Yıllardır ormanla çevrili doğa yürüyüşü yaparım. Ağaçları sarmalayan sarmaşıkları gördüğümüzde şöyle bir kanı oluşur dimağlarımızda. " Tırmanıcı sarmaşıklar ağaçlara zarar verir. " Pekii, bu zararlar nedir ki, biraz araştırayım dedim. Vay canınaa, zarar da neymiş, meğer faydaları saymakla bitmiyormuş. 

M.S. 77 yılında doğa bilimci ve filozof Gaius Plinius, Doğa Tarihi kitabında " Sarmaşık ağaçları öldürür " demiş. Kitabı okuyanlar da başlamış sarmaşıkları kesmeye. Öyle, öyle yüzyıllardır devam etmiş bu önyargı. Günümüze gelindiğinde Fransa'daki Ulusal Ormancılık Ofisi araştırma yapmış. 

Topraktan fırlayan sarmaşık bitkisi, ilk önce yerlerde sürünmeye başlıyor. Büyüdükçe yakınındaki desteğe ihtiyaç duyuyor. Desteğe tutundukça ışığa yöneliyor. Sarmala-sarmala, oluyor sarmaşık...Bu esnada çiçeklenmeyle birlikte arıların ziyareti başlıyor. Ağaçlar, sonbaharda dökmesine rağmen sarmaşıklar yapraklarını yıl boyu döküyor. Su ve mineral tuzlarını da tırmandığı ağaçtan değil, yerde sürünen sarmaşık köklerinden alıyor.
 Çiçeklenmeden sonra meyvesini veriyor ve kuşların, börtü böceğin beslenmesini sağlıyor. Ayrıca bazı kuş ve böcek türlerine kışın dinlenmeleri için barınak olduğu gibi ağaçla birlikte tozları emdiğinden havanın temizlenmesine katkıda bulunuyor.
Yani ekosisteme faydalı olan sarmaşıkların kesilmesi hiç iyi değilmiş. Bundan sonra keseni görürsek uyaralım ki kesilmesin.

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Çay ve çamurun birlikteliği...Ben buna hayat derim. Şehirdeki toz yerine doğadaki çamuru tercih ederim efendim. ☺️

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Ufak bir dere geçişimiz de oldu. Su, hayattır. Hayat da sudur. 

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Kekik kokularının oldukça yoğun hissedildiği bölgeye geldiğimizde dikkatimi çeken de her tarafa yayılmış keçi gübreleriydi. Keçi gübresi varsa, o toprak verimli demektir. Toprağı işlemesi kolaydır. Yetişen bitkilerin sağlıklı büyümesini de sağlar. 
Doğal ortama asla müdahale edilmez. Müdahale edildi mi, toprak küsmeye başlar. Toprağın küsmesi demek, bitkilerin yok olması demektir.

Fatih ( Sevgililer ) Ormanı-Eyüpsultan 

Tee karşıdaki Pirinççi Köyü, sonunda görüş açısına girmiş oldu burada. Yakınmış gibi görünüyor ama hiç de değil. Ormanlık alanın bitiminde başlayan tarlalardan geçip köye öyle varılıyor. Oradan da rotaya başladığımız Göktürk-Köprübaşı Mahallesi'nde gezimiz son buldu.

Göktürk-Pirinççi Köyü Parkuru 

Takip ettiğimiz rotamızın bilgileri...Dikkatle bakarsanız sol üstte maden sahalarından dolayı iki kez geçemeyip geri döndüğümüz açıkça belli oluyor. ( Fotoğraf, rehberimiz Sinan beyin izniyle paylaşılmıştır. )

Başta dediğim gibi, bu parkurda olumlu-olumsuz duyguları yaşadım. Her ne olursa olsun çoğunu tanımadığım halde 23 kişilik grubumuzdan çok memnun kaldım. Hafif iniş-çıkışın olduğu yaklaşık 14,5 km.lik orta zorlu parkuru, molalarla birlikte 5 saat kadar sürede bitirdik.

Rehberimiz Sayın Sinan Bey ve ekibimize sonsuz teşekkür ediyorum. Yeni parkurlarda görüşmek üzere, doğa ve sevgiyle kalın. 


Çok severek dinlediğim bu videoyu paylaşma sebebimi açıklamak isterim. Bir genç kızın rüyası anlatılıyor videoda. Ve rüyasının ilk bölümünde doğanın nasıl katledildiğini görüyor. İkinci bölümde ise dünyanın güzelliklerini bizlere yansıtıyor. Videodaki müzik zaten başlı başına muazzam, anlatılanlar ise yaşadığımız dünya...Dünya, neden ikinci bölümdeki gibi olmasın...Dinleyip izlemenizi tavsiye ederim. 



9 Şubat 2024 Cuma

İzmir Basın Müzesi-Etiler Mahallesi-Basmane

Kimi; haftalık, kimi; günlük gazetesini alır, kimi; dijital zamana uyup gündemi öyle takip eder. Her ne kadar dijital çağda olsak da eski ya da yeni basılmış gazete, bir şekilde hanelerimize girmeye devam edecektir. 

Dünyanın ilk gazetesinin ne zaman çıktığını merak edenleriniz olmuştur mutlaka. Basın Müzesi'ne geçmeden önce kısaca bahsetmek istiyorum. 

Yaklaşık tee 3.400 yıl önce Nil Nehri kıyılarında bulunan bir tablet, dünyanın ilk gazetesi olarak nitelendirilmiş. Mısırlılar, bu tabletlere önemli olayları yazmışlar ve elden ele dolaşmış. 

Günümüzde ise gazetecilik, Avrupa'da 17. yüzyılın başlarında belirli bir gelişme sürecinin sonunda ortaya çıkmış. İlk gazetenin 1609'da Almanya'da Wolfenbüttel kentinde piyasaya sürülen " Avis Relation Oder Zeitung " olduğu, bu gazeteden sonra da 1619'da Hollanda'nın Anvers kentinde Abraham Verhoeven tarafından " Nieuwe Tijdingen " adlı bir gazete çıkmaya başlamış. 

Efendim; bir önceki paylaştığım Etiler Mahallesi-Basmane yayınımda, Basın Müzesi'ne değindiğimi hatırlayanız olacaktır. İşte, o mahalle de yer alıyor müze. Yok, ben uzun uzadıya dolaşmayayım, hem tekin de değilmiş sokakları, müzeyi görüp döneyim derseniz, Anafartalar Caddesi'nden değil de Gaziler Caddesi'nden en kestirme sokağından müzeye gidebilirsiniz.

İzmir Basın Müzesi-Etiler Mahallesi

İzmir Gazeteciler Cemiyeti öncülüğünde, Etiler Mahallesi-Basmane'de yer alan Aziz Vukolos Kilisesi'nin avlusundaki müştemilatında, 2012 yılında kurulmuş müze. 

İzmir ve Ege başta olmak üzere Türk basın tarihini geçmişten günümüze geçirdiği evreleri sayfa sayfa anlatan müze, ülkemizde 1988'de ilk kurulan İstanbul'daki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi'nin ardından ikinci olarak açılmış. 

Küçük, şirin bir yapıya sahip müştemilatın 4 odası müzeye çevrilmiş. Yapının dışarıdan girişi bulunan alt katında ise pikaj ve matbaa odalarından karanlık odasına kadar basın ile ilgili ne varsa sergileniyormuş. O gün yeğenimle gittiğimizde alt katın girişi kapalıydı. Tadilat varmış, göremeden döndük. En çok merak ettiklerimden biri de 1870 yılından kalma ve hâlâ çalışır durumdaki tipo baskı makinesini görmekti. Neyse, sağlık olsun diyeyim artık. İzmir'e gittiğimde zaman bulursam daha detaylı gezmek için yine uğramayı düşünüyorum mahalleye. Ya abimle ya da erkek kardeşimle beraber tabii...Mahalleyle ilgili sonradan okuduğum olumsuz yorumlara bakıyorum da vay canına, bilmeden gitmek ne şansmış diyorum hep. Siz, siz olun, kulağınızda küpe olsun, topluca gitmekte fayda var yine de.

İzmir Basın Müzesi 

Yapıya girdiğinizde koridor boyunca tavanda sıralanmış daktilolar karşılayacaktır sizi. Çocukken komşumuzun kızı abla, daktilo kursuna giderdi. Alıştırma yapmak için aldığı daktiloyu az kullanmadım ben de. Tık tık bastıkça çıkan sesi hiç unutmam. " r " harfi sırayı bozar, habire cümlenin üstünde olurdu. Önce iki parmak, sonra dört parmak...Çocuk aklı, merak işte, gel gelelim on parmak bir türlü öğrenemedim. Sonra bilgisayar icat oldu, unutuldu daktilolar.

İzmir Basın Müzesi 

Öldürülen Gazeteciler Odası...Bu odada, katledilen gazeteciler Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Abdi İpekçi, Ahmet Taner Kışlalı, Ümit Kaftancıoğlu ve Metin Göktepe'nin basın kartlarından fotoğraf makinelerine, bilgisayarlarından kalemlerine, öldürüldüklerinde üzerilerinde bulunan giyimlerine kadar aileleri tarafından bağışlanan kişisel eşyaları sergileniyor.

İzmir Basın Müzesi 

Son 100 yıl içinde halkı aydınlatmak adına görevini yaparken katledilen gazetecilerin listesi...

İzmir Basın Müzesi 

Turan Dursun, Ümit Kaftancıoğlu, Abdi İpekçi ve Metin Göktepe'nin kişisel eşyaları...

İzmir Basın Müzesi 

Çetin Emeç'in kişisel eşyaları...

İzmir Basın Müzesi 

Hasan Tahsin Odası...Odaya adımınızı attığınız an üç duvarı kapsayan dünyada ve ülkemizde yayımlanmış ilk gazetelerin örnekleri çıkacaktır karşınıza. Fotoğrafta gördüğünüz 1609'da Almanya'da piyasaya sürülmüş Avrupa'nın ilk gazetesi " Avis Relation Oder Zeitung " gibi tarihi gazetenin yanısıra kameralardan farklı medya aletlerine kadar bir çok eseri hayranlıkla izleyeceksinizdir.

İzmir Basın Müzesi 

Atilla İlhan Odası...Çalışır durumdaki kamera ve monitörle kurgulanmış odada, Atilla İlhan'ın katıldığı televizyon programından bir yayını da sunuluyor. Ayrıca odada bulunan 1960-1970 yılları arasında Demokrat İzmir Gazetesi'nde yazı işleri müdürlüğü yaptığı sırada kullandığı masa takımının müzeye bağışlanmasını takdire şayan buldum. Odaya çok yakışmış. 


İzmir Basın Müzesi 

Atilla İlhan Odası...Kurguyu incelerken ekranda canlı olarak kendimizi görünce şaşkınlık geçirdik yeğenimle. Madem ekrandayız, ben de çekeyim böyle bir fotoğraf dedim. 

Bu odanın karşısında ise uzun süre İzmir Gazeteciler Cemiyeti başkanlığı yapan İsmail Sivri Odası bulunuyor. O odadayken eserleri incelemekten ve yazıları okumaktan fotoğraf çekmeyi unuttum. O oda içerisinde de İzmir Gazeteciler Cemiyeti eski başkanlarına ait eşyalarından duvarlar boyunca gazete ve dergilerin eski nüsha örneklerine, radyo ve daktilolara varana kadar eserler sergileniyor.

Aziz Vukolos ( Ayavukla ) Kilisesi-Etiler Mahallesi-Basmane 

Kilise, Rum Ortodoks inancındaki Ermeniler tarafından 1886-1887 yıllarında, taş ve tuğla kullanılarak, Smyrna'nın ilk piskoposlarından St. Boukolos adına inşa edilmiş.

1922'de meydana gelen büyük İzmir yangınında hasar görmeyen tek kiliseymiş. Rumlar'ın ayrılmasıyla uzun zaman boş kalmış. Sonraki yıllarda; depo, arkeoloji müzesi ve opera çalışma salonu olarak kullanılmış.
O gün kilise kapalıydı. Ne yazık ki içeri giremedik.

2009-2015 yılları arasında Türkiye Gazeteciler Federasyonu'nda başkanlık yapan Atila Sertel, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'ndan basın müzesi için bir yer talep ediyor. Uzun düşünmeler sonunda hem bölgeye hareketlilik hem de tarihi bir yer olmasına karar veriliyor. Önce kilisenin restorasyonu tamamlanıyor. Ardından müştemilatın müzeye çevrilmesi hem belediye hem de İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Ege Üniversitesi'nin katkılarıyla sağlanıyor. 

" Unutma, unutturma " sloganıyla açılan müzeye gitmeye karar verirseniz pazartesi hariç haftanın diğer günleri 9:00-17:00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. 11:00 gibi gittiğimizde bizden başka ziyaretçi yoktu. Görevliler gayet ilgili ve güleryüzlüydü. Hatta şöyle diyeyim, ziyaretimizden çok memnun oldular.
 Efendim; o taraflara yolunuz düşerse özellikle basın tarihi bakımından gelecek nesle bırakılacak en nadide müzelerden biri olan bu basın müzesine mutlaka ziyarette bulunmanızı tavsiye ediyorum. 






8 Ocak 2024 Pazartesi

Etiler Mahallesi-Basmane-Konak-İzmir

 Tarihe tanıklık etmiş Etiler Mahallesi-Basmane

Etiler deyince zengin, şatafatlı ve lüks restoranları olan İstanbul'daki semt aklınıza geliyor değil mi...

Oysa İzmir'deki aynı adı taşıyan mahalle hiç de öyle değil. İtiraf etmeliyim ki 2020 yılının ocak ayına kadar kent merkezinde, tarihi Basmane Garı'nın hemen yanı başındaki bu mahalleden hiç haberim yoktu. Halbuki Gaziler ve Anafartalar caddelerinden o kadar çok geçtim ki ne kimseden duydum ne de okudum bu mahalle hakkında. Taa ki İzmir Basın Müzesi'ne gitmek istememe kadar. Fotoğraflarda gördüğünüz üzere unutulmaya yüz tutmuş mahalle içinde yer alıyor müze. 

Bu kareleri çektiğim tarihten sonra, acaba yeni haberler var mıdır mahalleyle ilgili diye internette bazen araştırma yaparım. Olur ya, neredeyse dört yıl geçti aradan, belki restorasyon çalışmalarına başlanmıştır diye. Maalesef rastlayamadım. 

Etiler Mahallesi-Basmane-Konak 

Sırtını, tee karşıdaki Kadifekale'ye dayamış kadim mahalleye gelmeyi düşünürseniz Basmane Garı'nın karşısına düşen Anafartalar Caddesi'ne girip soldan ilk sokağa sapacaksınız. Minaresi görülen Çorakkapı Camisi'nin arkasında yer alıyor mahalle. Caminin yanından yürüdüğünüzde, akılsız başımın fotoğraf çekmeyi unuttuğu hâlâ işlevlerini sürdüren 1869 tarihli Basmane Hamamı ve 1896 tarihli Basmane Fırını çıkacaktır karşınıza. 

Şimdii buraya yani İzmir'in kalbi olan Konak ilçesinin Basmane semtine geldiniz diyelim. Mahallenin sokağına adım attığınız an ben nereye geldim dersiniz. Zira ben dedim. Bilmemenin şokunu da eklemeliyim tabii. Hadi turisti geçtim de yurdum insanıda mı bilmez burayı...Turistiyle yerlisiyle insan kaynayan bir yanda gözde Kemeraltı, bir yanda tarihi barındıran içler acısı, silinmeye yüz tutmuş mahalle...Biliyor musunuz, arasında sadece sınır çizmiş bir cadde var. O da, İzmir'in bilinen en eski caddesi, Anafartalar Caddesi...

Etiler Mahallesi-Basmane-Konak

İlk adı Çorakkapı Mahallesi olan mahalle, bir zamanlar Yahudi ve Türkler'in birarada yaşadığı cumbalı evleriyle İzmir'in en güzide yerlerinden biriymiş. 

Sokakları dolaşırken yaşlı iki sakin dışında ne kimseyle ne de bir kedi-köpekle karşılaşmamak ilginç gelmişti bana. Hatta öyle ki, o iki sakin bi'vardı, bi'an da yok oldular. Hangi eve girdiler, inanın hiç anlamadım.
Sanki evler gibi sakinleri de yorgun, kapanmışlar kendi hallerine. 

Şunu da belirtmek istiyorum, öyle sessiz ki sokaklar gecenin karanlığında tek başıma yürüyemezdim sanırım. Üstelik sokakları labirent gibiydi. Zira gündüz vakti yeğenim ile gitmiş olmama rağmen belli etmesem de hani birazcık tedirgin oldum.

1950'li yıllara kadar farklı kültür ve din mensubu kişilerin bir arada yaşadığı köklü geçmişe sahip bir mahalleymiş fakat o yıllardan sonra sakinlerin göç etmesiyle kaderine terk edilmiş. 

2022 sayımına göre mahallede toplam nüfus 1472 imiş. Önceki yıllara da baktım, geçen her yıl nüfusu azalmaya devam etmiş. 

Etiler Mahallesi-Kortejo Evleri

İspanya'da yaşayan Yahudiler, dini inançlarından dolayı baskı görünce 15. yüzyılın sonlarında ülkeyi terkediyorlar. Bir çoğu Osmanlı topraklarına sığınıyor, önce Selanik ve İstanbul'a, ardından İzmir'e yerleşiyorlar. İspanya'dan göç edip başka ülkelere giden Yahudiler'e Seferad ( İbranice İspanya demekmiş ) denilmeye başlanıyor. 

İzmir'e gelen Yahudiler; Basmane, Agora, İkiçeşmelik ve Tilkilik bölgelerinde zengini yoksulu dayanışmayla kurdukları kortejo dedikleri Yahudhaneler'de ikamet ediyorlar.

Kendine özgü mimari anlayışla inşa ettikleri avlu anlamına gelen kortejolar deprem, yangın, sel felaketleri geçirmesine rağmen hâlâ ayakta kalabilmiş. 

Kortejolar, genellikle iki katlı, her katın ayrı tek giriş kapısı olan, alt ve üst katta birer odadan oluşmuş. Avluya bakan tarafında mutfak ve tuvaletler ortak kullanılıyormuş.

1948'de İsrail'in kurulmasından sonra Yahudiler İzmir'i terk edince kortejolar Anadolu'dan gelen yoksul halkın meskeni olmuş. 

Kumrulu Mescit-Etiler Mahallesi 

Kapısındaki yazıyı görmesem sokağın köşesinde beni de gör diyen İzmir'in en eski mescidlerinden birinin yanından öylesine geçip gidecektim neredeyse. 1757 yılında Hatice Sultan tarafından yaptırıldığında adı, Abdurrahman Mescidi imiş. Sonraki yıllarda çatısında yuva yapan kumrulardan dolayı adı Kumrulu Mescid olarak değiştirilmiş. Zarif giriş kapısı ve duvarın bakımsız hali için ne desem, boş. 18. yüzyıldan kalma o dönemin en özgün mimarilerden biri olan mescidin kapısı sürekli kilitli olduğunu öğrenmiştim sonraları. Hırsızlardan korumak içinmiş...


Etiler Mahallesi-Kortejo Evleri

Belediye tarafından mahalledeki bazı metruk evlerin önüne " tehlikeli, yıkılabilir " levhaları konmuş. Aslına uygun restore etmek çok mu zor, anlayamıyorum. Bir makalede okumuştum burayla ilgili. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararıyla mahalle evlerine çivi bile çakmak yasakmış. Neyi bekliyorsunuz, e o zaman siz çakın çiviyi demezler mi, derler tabii.


Çorakkapı Camii-Etiler Mahallesi 

Basmane Garı'nın tam karşısında yer alan caminin yapım tarihi 1747 olduğu  sanılıyormuş. Fakat camide bulunan en eski kabrin kitabesinde ise şöyle bir yazı, yapım tarihi açısından ışık tuttuğunu söylemek isterim. 

Tarih dedi
Hatif-i gaybi eyleyüb 
Nida-Ayşe-ruhu şad
Ola-eyle gel dua
El-fatiha
1118 ( 1706/7 )

Zarif bir mimariye sahip camiyi hayırsever biri olan Bostanizade Mehmed Efendi tarafından yaptırılmış. İnşa edildiğinde etrafında mezarlık ve medrese varmış. Türk mahallelerinin de en ucundaymış. 

Etiler Mahallesi-Basmane Garı-Konak-İzmir

Ayrılıklara, kavuşmalara, umut kapısı arayan Anadolu'dan gelenlere, sevgililerin randevulaşmasına uzun yıllar tanıklık etmiş tarihi binadır, Basmane Garı.

Anadolu'daki Alsancak Garı'ndan sonra en eski ikinci gardır aynı zamanda. 

Temmuz 1855'te Robert Wilkin adlı İngiliz uyruklu İzmirli bir tüccar, dört ortağıyla birlikte Osmanlı hükümetinden demiryolunun yapımı için imtiyaz istiyor. Wilkin ve ortakları Eylül 1856'da elde ettikleri imtiyazı hemen İngiltere'de bir gruba satıyorlar. Ve bu grup Mayıs 1857'de İzmir-Aydın Osmanlı Demiryolu adıyla bir şirket kuruyor. Ardından Eylül 1859'da başlanan demiryolu yapım çalışmaları mali ve teknik güçlükler, müteahhitin ve taşeronların yolsuzlukları, yörede çıkan kolera salgını nedeniyle işlerin durma noktasına gelmesine rağmen İzmir'i Aydın'a bağlayan 133 km.lik demiryolu 7 Haziran 1866'da bitirilerek ulaşıma açılıyor.

Hem Avrupa'dan İzmir Limanı'na gelen tacirlerin Anadolu'ya ticareti hem de topraklarımızda üretilen ham maddelerin dış ülkelere naklini kolaylaştırmak adına yapılan demiryolunun başlangıç noktası olan Basmane Garı'nın inşası ise 25 Ekim 1866'da tamamlanıp hizmete açılıyor. 

Günümüz yapılara inat görkemiyle ayakta kalan ender eserlerimizden biri olan gar, kesme taştan, dikdörtgen planlı klasist tarzdaki binanın üzeri kırma çatı ile örtülmüş. 1922'deki İzmir yangınında büyük hasar görmüş ve 5 yıl sonra onarılmış. 

Efendim; burada benim de uzun yıllar yanılgıya düştüğüm önemli bir notumu eklemek istiyorum. Basmane Gar'ı binasının inşası, bir çok internet sitesinde yazdığı gibi Fransız şirketi değil, İngilizler tarafından yapılmıştır. Ayrıca Fransa'daki Lyon Gar binasının bir ikizi de değildir. 

İzmir-üçüncü bölümde görüşmek üzere, sevgi ve doğayla kalın. ☺️